Kendi İşine Bak

Dikkatinizi gerçekten sizi ilgilendiren şeyler üzerine odaklayın ve başkalarının işlerinin sizi ilgilendirmediği konusunda açık bir görüşe sahip olun.

Eğer bunu uygularsanız baskı altına girmezsiniz ve kimse sizi etkileyip geriye döndüremez. Gerçekten özgür ve etkin olursunuz. Çabalarınız iyi şeylere yönelir ve başkalarının hatasını bularak ya da onlarla zıtlaşarak çabalarınızı aptalca ziyan etmezsiniz.

Neyin gerçekten sizi ilgilendirdiğini bilir ve bu bilinçle düzenli bir şekilde haraket edersiniz, iradeniz dışında hiçbir şey yaptırılamaz hale gelirsiniz.

ama amacınız bu ilkelerle yaşamak bile olsa, bunun kolay olmayacağını aklınızda tutun. Bazı şeylerden bütünüyle vazgeçmelisiniz ve şimdilik bazılarından vazgeçmeyi bir sonraki zamana bırakmalısınız. Mutluluk ve özgürlüğe erişmek istiyorsanız zenginlik ve güç peşinde koşmaktan vazgeçmelisiniz

EPİKTETOS (Romalı bir köle)

MUTLULUK

Büyük kedi, kuyruğuyla oynayan küçük kediye sordu:

“Neden kuyruğunu kovalayıp duruyorsun?”

Küçük kedi şöyle yanıt verdi:

“Bir kedi için en güzel şeyin mutluluk, mutluluğun da kuyruğum olduğunu öğrendim,”  dedi. “Kuyruğumu kovalıyorum, kovalıyorum… Sonunda onu yakaladığım zaman, biliyorum ki mutluluğu yakalamış olacağım.”

Yaşlı kedi gülümsedi:

“Gençken bende senin gibi, mutluluğun kuyruğum olduğuna inanıyordum. Yıllar geçtikçe anladım ki, ne zaman onu kovalasam o benden uzaklaşıyor, ne zaman kendi işime baksam o hep peşimden geliyor.”

İstanbul

İstanbul aslında Türkiye’de yaşanması belki en zor şehir. Kalabalığı, karışıklığı, 3-4 km mesafedeki yerlere gitmenin araçla 1 saat, yayan olarak 30-45dk sürmesine sebep olan trafiği … Bugün yöneticimle konuşuyorum. İşten çıkıp eve gitmesi bazen 3 saat sürüyormuş. Harbiden yaşanacak yer değil bence. Ama malesef herşeyin merkezi İstanbul’da. Ve malesef herşey hala İstanbul’a yapılıyor. Bu durumda bütün bu saydığım yaşam zorluklarına karşın İstanbul iş bulması en kolay il haline geliyor. (en azından vasıflı işçi için)  Böylece de okulunu bitiren birçok kişi, belki kendi memleketlerinde hiç bir arayış içine girmeden, doğrudan istanbula geliyorlar. Çünkü herkes arasa da iş bulamayacağından emin. Bulsalar bile ne olacak? Genelde buldukları işlerden emeklerinin karşılığı olan parayı alamıyor (kendi işini kurabilen çok küçük bir azınlık dahil değildir sadece bu söylediğime). Çünkü çocuğun yaptığı işi (vasıflı işçi için konuşuyorum gene)  yapabileceği ya 1 ya 2 yer var. Buralarda çalışabiliyor. Bu durumda işverenin mantığı şöyle oluyor; ulan burdan çıksa nereye gidecek, mecbur çalışacak. Ve hakkını vermemekte diretiyor elemanının.  Buralarda kalanlar emeklerinin haklarını alamadıkları için mutsuz, gelenler şehrin stresinden … Siz hiç izliyor musunuz bilmiyorum yabancı TV lerde yayınlanan şaka programları var. Örneğin avrupa ülkelerinde insanların bu kamera şakalarına verdikleri tepkilere bir bakın. Aynı şakanın bizim ülkemizde yapıldığını düşünün birde. Adamı döverler. (Bu arada bizim ülkemizde yapılan bazı şakalar hakikatten tam sopalık onlardan bahsetmiyorum.) Çünkü bizde artık herkes gergin.

Bugün birkaç evrak işi için altı üstü 10 km lik bir mesafede 3 saatten fazla zaman harcadım. Beni bu yazıyı yazmaya iten sebep budur. Bütün bunları bu 3 saatin son 1 saatinde artık güneş kafama geçmeye başlayınca düşündüm. Hatalıysam uyarın. THE END.

Bardağı yere bırakın

Profesör elinde içi dolu bir bardak tutarak dersine başladı
Herkesin göreceği bir şekilde tutuyordu ve ardından sordu :
“Bu bardağın ağırlığı sizce ne kadardır?”
’50gm!’ …. ‘100gm!’ …..’125gm’
..diye öğrenciler yanıtladı.
“Bardağı tartmadıkça gerçekten ben de bilemem,” dedi profüsör, “ama, benim sorum şu ki :
“Bu bardağı böyle birkaç dakikalığına tutsaydım ne olurdu?”
‘Hiçbir şey’ …..diye yanıtladı öğrenciler.
“Tamam peki 1 saat boyunca tutsaydım ne olurdu?” diye sordu profesör bu kez…
“Kolunuz ağrımaya başlardı efendim” diye öğrencilerden biri yanıtladı
“Haklısın, peki şimdi ben 1 gün boyunca tutsam ne olurdu?”
“Kolunuz iyice ağrır, kas spazmı, batar vs gibi sorunlar yaşardınız ve hastaneye gitmek zorunda kalırdınız!”….. tüm öğrenciler çeşitli yorumlar yaptı ve gülüştüler
“Çok iyi. Peki tüm bu sorunlar olurken bardağın ağırlığında bir değişme olur muydu?”
diye sordu profesür.
“Hayır….” diye yanıtladı herkes
Peki o zaman kolun ağrımasına ve kas spazmına neden olan neydi?”
Üğrenciler bulmaca çözermişçesine düşünmeye başladılar.
“Acıdan ve ağrıdan kurtulmak için ne yapmam gerekir bu durumda?”diye tekrar profesür sordu.
“Bardağı bırakın düşsün!” diye öğrencilerden biri yanıt verdi.
“Kesinlikle!” dedi, profesör.
“Hayatın problemleri de böyle bir şeydir. Onları kafanda birkaç dakika tutarsın. Bir sorun yokmuş gibi gürünür. Uzun bir süre düşünürsün. Başınız ağrımaya başlar.
Daha uzun düşünün. Artık seni bitirmeye ve hiçbir şey yapamamana neden olur.
Hayatınızdaki mücadeleleri ve problemleri düşünmek önemlidir,
Fakat DAHA ÖNEMLİSİ onları her günün sonunda, uyumadan önce yere bırakmaktır (bardak gibi). Bu şekilde strese girmez, ve her gün taze bir beyin ile uyanır ve her konuyla ve yolunuza çıkan her mücadele ile başa çıkabilecek güce sahip olursunuz!

Bu yüzden siz de her günün sonunda; BIRAKIN YERE BARDAĞI…